İNANÇ TURİZMİ KAPSAMINDA KARAMAN’IN DEĞERLENDİRİLMESİ

 Dünya’da turizmin türleri içerisinde inanç turizminin ayrı bir yeri ve önemi vardır. Karaman kültürel tarihi taşınmazlar açısından önemli bir konumdadır. Çevresinde M.Ö. 10 bin yılından günümüze kadar bir çok uygarlığa ait yerleşme yerleri ve kalıntılar bulunmaktadır.
 Ayrıca Karaman Karamanoğullarına yaklaşık 230 yıl başkentlik etmiştir. Bu nedenle birçok İslami devir yapısı bulunmaktadır. Bunlar içerisinde özellikle Mevlana’nın Annesinin Mezarının bulunduğu Aktekke Cami ve Yunus Emre Cami ve Türbesinin ayrı bir önemi vardır.
 İnanç turizmi kapsamında Karaman’da değerlendirilebilecek yerler kısaca şöyledir:


 



                          KARAMAN TARİHİ
                                                                                                                                  
 Karaman’ın doğusunda ve kuzeyinde yer alan ovanın verimliliği, tarihin ilk çağlarından itibaren Anadolu’yu güneye bağlayan ticari yollardan en önemlilerinden birisinin Karaman sınırları içerisinden geçiyor olması sonucu, Karaman ve çevresinde insanlık tarihinin izleri çok eski tarihlere inmektedir.
 Karaman İli Süleymanhacı Köyü sınırları içerisinde yer alan Pınarbaşı Höyüğünde yapılan kazı ve yüzey araştırmalarında bu çevrede Epi Paleolitik Devirde (M.Ö.10000-8000) yerleşme olduğu tespit edilmiştir.
 Yine Pınarbaşı Höyüğünde ve Karaman İli Alaçatı Köyü sınırları içerisinde yer alan Canhasan I ve Canhasan III Höyüklerinde yapılan bilimsel kazılarda insanlık tarihinde çok önemli bir yeri olan Neolitik Devire (M.Ö.8000-5500) ait bulgulara rastlanılmıştır.
 Özellikle Canhasan I Höyüğünde yapılan kazılarda ve Karaman çevresinde yer alan bir çok höyükte yapılan yüzey araştırmalarında Karaman çevresinde Kalkolitik Devirde (M.Ö. 5500-3000) çok yaygın yerleşmenin olduğu anlaşılmıştır.
 Başta Kılbasan Sısan Höyük olmak üzere Karaman çevresinde yer alan bir çok höyüğün yüzeyinde yapılan incelemelerde Bronz Çağı (M.Ö.3000-1200) buluntularına yoğun olarak rastlanılmaktadır.
 Tarihi Devirlerden (yazılı kaynaklardan bilgi edinilen devirler) Hititler Devrinde (M.Ö. 1800-700) Karaman Arzava adlı yarı bağımsız bir devletin sınırları içerisinde yer almaktadır. Şehir bu devirde önemli bir ticari ve askeri merkez konumundadır. Karadağ üzerinde Mahalaç Tepesinde ve Kızıldağ üzerinde Hititlerden kalma hiyeroglif kitabeler bulunmaktadır. Ayrıca Kızıldağ üzerinde önde yer alan ovaya ve Hotamış Gölüne hakim bir noktada Geç Hitit Kralı Hartapus’un kazıma röliyefi bulunmaktadır.
 M.Ö. 7. yüzyılda Friglerin, 6. yüzyılda Lidyalıların işgaline uğrayan şehir 6. yüzyıl sonlarında Pers egemenliği altına girmiştir.
 Klasik Devirlerde Lykaonia Bölgesi sınırları içerisinde yer alan Karaman’ın adının Laranda olduğu bilinmektedir. Laranda M.Ö. 322 yıllarında Hellenistik Devirde Büyük İskender’in haleflerinden Perdikkas ve Filippos’un  talan ve tahribatına uğramıştır. Bundan sonra Antigon’un ve daha sonra Selevkos’un eline geçen Laranda M.Ö. I. Yüzyıla kadar Anadoludaki Hellenistik krallıkların hakimiyetinde kalmıştır.
 Laranda Roma Devrinde mahalli Krallardan Derbe hakimi Antipatros’un idaresine girmiş, Galatia Kralı Amyntos’un Antipatrosu yenmesi sonucu Galatların eline geçmiştir. Laranda bu devirde de Lykaonia Birliğine bağlı önemli bir ticaret merkezidir.
 Bizans Devrinde Laranda Hristiyanlığın önemli şehirlerinden birisidir. Karadağ’ın değişik yükseltilerinde ve vadilerinde yer alan ve Binbirkilise olarak bilinen örenyerinde M.S. 4. ve 9. yüzyıllar arasında yapılmış bir çok kilise, manastır, konut, bazilika, şapel, mezar yapısı, sarnıç ve askeri yapılar bulunmaktadır. Ekinözü Köyünde yer alan Derbe Höyüğü ve Taşkale Kasabası yolunda yer alan Manazan Mağaraları  Bizans Devrinin bölgedeki önemli yerleşme yerleridir. Ayrıca diğer örenyerleri ve höyüklerin üst katlarında bu devre ait yerleşme katları bulunmaktadır.
 M.S. 8. ve 9. yüzyıllarda Laranda Arap orduları tarafından birkaç kez kısa süreli işgal edilmiş, ancak şehir Selçuklulara kadar Bizans egemenliği altında kalmıştır.
 Anadolu’nun Selçuklu Türkleri tarafından fethinden sonra Danişmend Oğullarının eline geçen Laranda M.S. 1165 yılında II. Kılıç Aslan tarafından Selçuklu topraklarına katılmıştır.
 Anadolu Selçuklu Sultanı Alaeddin Keykubat, devletinin Ak Deniz kıyılarını güvenlik altına almak için, Türkmenlerin (Oğuzlar) Avşar Boyundan olan Karamanoğullarını Karaman, Ermenek, Mut, Gülnar, Silifke,Anamur, Mersin, Alanya ve Antalya bölgelerine yerleştirmiştir.
 Anadolu Selçuklu Devleti’nin zamanla zayıflaması, özellikle Kösedağ Savaşında Moğollara yenilmesi, Anadoluda Moğol felaketinin başlangıcı olmuştur. 1260 yılından sonra zayıflayan otorite kuramayan Anadolu Selçuklu Devleti’nin yerine Moğol egemenliği hüküm sürmeye başlamıştır.
 Moğol İstilası ve Anadolunun her tarafında ortaya çıkan karışıklıklar, diğer uç beyliklerine göre daha kalabalık ve askerliğe yatkın Karamanoğulları’nın devlet kurma arzularını körüklemiştir. Selçuklu ve Moğol otoritesinden kaçanların, gazi olmak isteyen gönüllülerin katılımı ile iyice güçlenen Karamanoğulları Nure Sofi adındaki Türkmen Dervişinin oğlu olan Kerümiddin Karaman önderliğinde, 1256 yılında bağımsızlıklarını ilan ederek Karamanoğulları Beyliğini kurmuşlardır.
 Karamanoğulları Moğol istilasından sonra dağılan Anadoludaki Türk birliğini sağlamak için büyük mücadeleler vermişlerdir. Karamanoğlu Mehmet Bey ordusu ile 1277’de Konya üzerine yürümüş, Moğolları yenerek şehri zaptetmiş ve 13 Mayıs 1277’de ünlü Dil Fermanını ilan etmiştir: “Şimdidengeru Hiç Gimesne Kapıda Divanda Mecliste Seyranda Türk Dilinden Özge Söz Söylemesinler.”
 Anadolu Selçuklu Devleti’nin 1308 yılında yıkılmasından sonra Karamanoğulları Konya ve çevresine tamamen hakim oldular. Selçuklu başkentine sahip oldukları için bu devletin mirasçısı olduklarını iddia edip Anadoludaki siyasi birliği sağlamaya çalıştılar. Bunun için Moğollarla çok uzun süren savaşlar yaptılar. Topraklarını Ak Deniz sahillerine kadar genişlettiler. 14. yüzyılın başına gelindiğinde Karamanoğulları Anadolu’daki en güçlü beylik konumundaydı. Toprakları; Karaman, Konya, Sivas, Kayseri, Niğde, Adana, Antalya, Silifke, Anamur, Mut, Ermenek, Gülnar, Alanya, Gazipaşa, Isparta ve Beyşehir’i içine alıyordu.
 Bu devirde diğer bir güçlü beylik Osmanlı Beyliği idi. 14. yüzyıldan itibaren bu iki güçlü beylik karşı karşıya geldi. İki beylik arasında yaklaşık 150 yıl süren savaşlar oldu. Fatih Sultan Mehmet Döneminde yapılan bir dizi savaştan sonra 1467 yılında Karamanoğulları Beyliğine son verildi ve toprakları Osmanlı Devletine katıldı.
 Larende önce Konya Vilayetine bağlı bir sancak merkezi haline getirilmiş, Kanuni Sultan Süleyman Döneminde ilçe merkezi olmuştur.
 Cumhuriyetin ilanından sonra Konya iline bağlı olan şehrin Larende olan adı Karaman olarak değiştirilmiştir. 15 Haziran 1989 tarihinde çıkarılan 3589 sayılı yasa ile de Türkiye’nin 70. ili olmuştur.


                             KARAMAN MÜZESİ:



Karaman ve çevresinin zengin arkeolojik ve etnoğrafik verilere sahip olması ve bu eserlerin yerinde korunması ve sergilenmesi görüşünden yola çıkılarak 1961 yılanda bazı eserler toplanılmaya başlanılmış, 1980 yılında bu gün kullanılan binasında resmen hizmete açılmıştır.
Müze Karaman’ın merkezinde, Turgut Özal Caddesinde Karaman Oğulları Devrinin şaheser yapılarından birisi olan Hatuniye Medresesinin arkasında yer almaktadır.
Müze koleksiyonlarında Epi Paleolitik Devirden günümüze kadar her devri yansıtan zengin  eserler bulunmaktadır. Arkeolojik ve etnoğrafik eserlerin ayrı ayrı sergilendiği iki sergi salonu vardır.
Sergi salonlarında 33 adet vitrinde sırasıyla: Neolitik Devir, Kalkolitik Devir, Bronz Çağı, Klasik Çağ, Roma Devri, Bizans Devri, Selçuklu Devri, Anadolu Beylikleri, Karaman Oğulları, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerine ait eserler ile 4 adet sikke vitrininde Hellenistik, Venedik, Roma, Bizans, Anadolu Beylikleri, Karaman Oğulları, Osmanlı ve Cumhuriyet Dönemlerine ait sikkeler kronolojik olarak sergilenmektedir.
Ayrıca Müze çevresinde yer alan yeşil saha üzerinde arkeolojik ve etnoğrafik taş eserler sergilenmektedir.

 

HIRİSTİYANLIKLA İLGİLİ YAPILAR

                                                                       DERBE


 

 Aziz Pavlos tarafından İ.S.47 – 49 ve 53 yıllarında üç kez ziyaret edilen Derbe, İncilde adı geçen tüm Hristiyanlık dünyası tarafından kutsal kabul edilen  bir Piskopusluk Merkezidir. Anadolu’nun tarihi Coğrafyasını yazan Prof. Dr. W.M.Ramsay  “M.S. 41 Yılında Antiochus’un Yeniden krallığı döneminde Derbe’nin Lykaonya’ya tamamen katıldığını, Galatia krallığı yapmış olan Amintas’ın Derbe ile İsavra’nın bir kısmı dahil olduğu halde bütün Lykaonya’ya hakim olduğunu” belirtmektedir.
 Roma İmparatorluğu, Augustus zamanında İmparatorluğun sınırlarını genişletirken yeni alınan ülkelerin dinlerini ve tanrılarını da kabul ediyordu. Roma sınırları içerisinde değişik ibadetle tapınma biçimleri serbestti. Tek tanrılı Yahudiliğin yanında Yunandan gelen tanrılar ve inanışlar  ile şarkın mistik dinleri yaşamaya devam ediyordu.
 Bu dönemde başlangıçta Yahudiliğin bir mezhebi gibi görülen Hristiyanlık yaygınlaşmaya başladı. İlk yıllarda bu olayın Roma birliği ve hakimiyetini etkileyeceği düşünülmedi. Daha sonraki yıllarda ise Roma yasalarının en ağır cezalarına ve yok etme çabalarına rağmen Hristiyanlığın gelişmesi engellenemedi.
 Hristiyanlık İ.S. ilk yüzyılda büyük bir hızla Suriye ve Anadolu’da yayıldı. İ.S. 60 yılında Romanın başkentine ulaşmış ve başkenti etkilemeye başlamıştı. Hristiyanlığın ilk başlarda Anadolu’da  ve Suriye’de büyük bir hızla yayılmasında Aziz Pavlos’un büyük etkisi olmuştur.
 Aziz Pavlos çadır yapımıyla uğraşan yüksek sınıftan Yahudi bir ailenin çocuğu olarak Tarsus’ta doğmuştur. İ.S. 32 – 37 yıllarında dininden döndüğünde  Hristiyanlık Yahudiliğin küçük bir mezhebi konumundadır. Pavlos Hristiyan topluluğuna katılmak ve inancını kanıtlamak amacıyla Şam’dan Kudüs’e gitti. Orada fazla destek bulamayınca  Tarsus’a döndü ve 10 yıl sesiz kaldı.
 İ.S. 47 yılında Pavlos ve Barnabas ilk misyonerlik gezisine başladılar. Başlangıçta Markos’da onlarla beraberdi. Suriye’den yola çıkan grup önce gemiyle Kıbrıs’a geçti.Buradan yine gemiyle Pamphylia’da Perge’ye geçtiler. Markos burada gruptan ayrıldı. Pavlos’la Barnabas ilk hedef olarak Pisidia  Antiokheia’sına  (Yalvaç) yöneldiler. Pavlos buradan  İkonion (Konya), Lystra  (Hatunsaray) ve Derbe’nin (Aşıran) Havralarının Yahudileri ile bağlantı kurdu. Pavlos ve Barnabas Pisidia Antiokheia ‘dan ayrıldıktan sonra önce İkonion’a geldiler. Burada iyi karşılanmadılar ve fazla kalmadılar. Lystra ve Derbe’de vaazlar vermek üzere İkonion’dan ayrıldılar. Önce Lystra’ya geldiler. Pavlos burada kötürüm bir adamı iyileştirdi.  Ancak  Yahudilerin olumsuz propogandası sonucu buradan ayrılıp Derbe’ye geldiler. Burada uzun süren vaazlar verdiler ve bir çok taraftar kazandılar.
 Pavlos ve Barnabas taraftarlarının kendi başlarının çaresine bakabileceklerine karar vererek daha sonra iki kez daha ziyaret edecekleri Derbe’den ayrıldılar. Geldikleri yoldan  bu kez Kıbrıs’a uğramadan Suriye Antiokheias’ına geri döndüler.
 Aziz Pavlos bu ilk ziyaretinden 2 yıl sonra İ.S. 49 yılında bu kez karayoluyla ikinci kez Derbe’yi ziyaret etti. Pavlos bu ziyaretinde Atioch on the Orontes, Derbe, Lystra, Iconium, Antioch in Pisidia,  Alexandria Troas, Neapolis, Philippi, Thessalonica, Beroea, Athens, Corinth, Ephesus, Caesarea, Antioch on the Orontes yolunu izlemiştir.
 Aziz Pavlos İ.S. 53 yılında 3. ziyaretine çıktı. Bu ziyaretinde de Antioch on the Oronthes, Derbe, Lystra, İconium, Antioch in Psidia, Ephesus, Alexandria Troas, Asos, Lesbos, Chios, Samos, Trogyllium, Miletus, Cos, Rhodes, Patara, Tyre, Potolemais, Caesarea, Jaruselem yolunu izlemiştir.
 İslami kayıtlarda Derbi – Dervi şeklinde yer alan Derbe’nin yeri yakın zamana kadar bilinmemekteydi. İngiliz Arkeoloji Enstitüsü öğrencisi Alan S. Hall l958 yılında bu bölgede yaptığı bir araştırmada Aşiran Köyüne gelir. Köy halkından Mustafa oğlu Halil Aşiran Hall’a Kertihöyük’te üzeri yazılı büyük bir taş olduğunu söyler. İngiliz Arkeoloji Enstitüsü tarafından taş üzerinde yapılan incelemede Derbe adının geçtiği saptanır.
  Halen Konya Arkeoloji Müzesi 1146 envanter numarasında kayıtlı 105 X 66 cm. ölçülerindeki İ.S. 157 yılına ait 15 satırlık yazıtın metin çevirisi şöyledir: “... Derbe’nin belediye ve halkı, Antoninus Pius’un ve Cornelius’un valiliği, Aulus Lulius’un belediye başkanlığı, Sestillianus’un rahipliği zamanında....”
 Bu yazıtın bulunmasından sonra Kertihöyük çevresinde Sudurağı yakınlarında 10 cm. kalınlığında, 68 X 85 cm. ölçülerinde, siyah kireç taşından, üzerinde beş çizgili daire içinde 6 satır yazı yer alan ikinci bir yazıt bulunur. Halen Karaman Müzesinde 1 envanter numarasında kayıtlı olan İ.S. 4 – 6 yüzyıllara ait yazıtın metin çevirisi şöyledir: “ Burada Allah tarafından çok sevilen Derbe Piskopusu Michael yatmaktadır. 8 haziran İndictionun 14. yılı”
 Kertihöyük adıyla da bilinen Derbe 450 X 250 m. ölçülerinde büyük bir höyüktür. Höyük üzerinde yapılan araştırmalarda bazı yapıların temel izleri ile Hellenistik, Roma ve Bizans Devirlerine ait çok sayıda çanak çömlek parçaları görülebilmektedir. Daha önceki yıllarda yapılan yüzey araştırmalarında bir kartal heykeli ve bazı sikke örnekleri bulunmuştur.
 Derbe Karaman İli, Merkez İlçeye bağlı Aşiran (Ekinözü) köyünün 3 km. kuzeyindedir. Ulaşım Karaman – Ayrancı – Ereğli yolunun 18. kilometresinden kuzeye (Sudurağı yönüne) dönülerek sağlanmaktadır. Bu dönüşten itibaren Ekinözü Köyü 8 km. uzaklıkta, köyden de Derbe 3 km. uzaklıktadır. Son 3 km. hariç yol asfalttır.


                                                              BİNBİRKİLİSE


 

Karaman’ın kuzeyinde yer alan ve volkanik bir dağ olan Karadağ kitlesinin üzerinde orta çağ Bizans sanatını yansıtan bir çok kalıntı vardır. Bu kalıntılar Madenşehir Öreni, Yukarı Ören ve Değle Öreni adıyla bilinen yerlerde yoğunluk gösterir.
 Yöre halk arasında Binbirkilise olarak bilinir. Binbir sözcüğü Türklerin eski gelenekleri ile ilgilidir. Burada 20. yüzyılın başlarında araştırma yapmış olan Ramsay ve Bell köylülerin yöreyi bu şekilde adlandırmalarından esinlenerek kitaplarının adını “The Thovsand And One Churches” koymuşlardır.
 Bölgedeki yapıların tarihsel süreç içerisindeki başlangıç ve bitiş tarihleri kesin olarak bilinmemekle birlikte Bizans Devri yerleşkesi 4 – 9. yüzyıllar arasına tarihlenmektedir. Ancak Karadağ Hititler tarafından kutsal kabul edilmiş bir dağdır. Mahalaç tepesinde bulunan Hiyeroglif kitabe bunu göstermektedir. Ayrıca Başdağda bulunan askeri yapıların tarihi Bizans Devrinden daha önceye inmektedir..
 Bu kadar çok yapı kalıntısının olduğu görülen ve önemli bir konuma sahip olduğu anlaşılan Binbirkilise Örenyeri’nin hangi antik kentin kalıntıları olduğu halen anlaşılamamıştır. Bölge değişik araştırmacılar tarafından Lystra, Derbe, Barata, Siderepolos ve Hyde olarak adlandırılmış ancak bu kentlerin çoğunun gerçek yerinin bulunması sonucu Barata adı öne çıkmıştır.
 Bu bölgede yer alan yapılar başta İstanbul olmak üzere Bizans Sanatı olarak tanımlanan özelliklerden farklılık gösterirler. Bu durum genel Bizans Sanatının yerli üslupla karışması olarak özetlenebilir.
 Binbirkilise yapıları düzgün kesme taşlarla ve kireç harcı ile inşa edilmişlerdir. Dini yapılarda bazilikal, latin haçı, serbest haç, yonca ve yuvarlak planlar görülmektedir. Binbirkilisede dini yapıların çokluğu dikkat çekicidir. Ancak bu dini yapıların yanında manastırlar, sarnıçlar, mezar yahpıları, askeri yapılar ve konutlar da  bulunmaktadır.Esasen Karadağın bu yüksek kesimlerinin dışında ovaya yakın olan bölümlerinde de bir çok örenyeri kalıntıları bulunmaktadır.Bölgede araştırma yapan yerli ve yabancı araştırmacılar yapıları numaralandırmışlardır.
 
                                                MADENŞEHİR ÖRENİ:


 
Karaman’a 37 km. uzaklıkta olan Madenşehir Öreni içerisinde günümüzde de Madenşehir adında bir köy yerleşmesi vardır. Bu durum sonucu bir çok yapı yok olmuştur. Halen bir bölümü ayakta  duran ve incelendiği zaman yapıldığı devrin sanatı, mimarisi hakkında fikir veren yapılar gezi güzergahına göre şöyledir:
 Köyün girişinde yer alan Binbirkilise  yapılarının en büyüğü bir numaralı bazilikadır. Adından anlaşıldığı gibi bazilikal planda, kesme taştan işa edilmiş olan yapının nartheksine (kiliselerde giriş bölümü) ortada yassı bir sütunun ayırdığı çift kemerli bir kapıdan geçilir. Nartheks üç bölümlüdür. Yanlardaki iki bölümü kapalı mekanlar halindedir. Esas mekan üç nefe (sahın) ayrılmıştır. Nefleri her bir dizide dokuzar adet olmak üzere yassı kısa sütunlar ayırmaktadır. Orta nef  büyük, diğer iki neften yüksek beşik tonoz örtülüdür. Orta nefin doğu ucunda atnalı kavis halinde dışarı taşan apsisi (kiliselerde mihrap kısmı) yarım kubbe örtülüdür. Yapının sağ nefi ve sütun dizisi tamamen yıkılmış, sol nefin üstünü örten beşik tonoz örtüsü ise halen ayaktadır. Yapı ilk kez 500 yılında inşa edilmiş, Arap ihtilasında  harap olduktan sonra 900 yıllarında tamir edilmiştir. Bu tamir esnasında bazı destek duvarları ve günümüzde pek görülemeyen siyah zeminli, kırmızı bordürlü  yeşil ve kahverengi freskolar yapılmıştır.
 Madenşehir Örenindeki Kiliselerin çoğunluğu bazilikal planlıdır. 20. yüzyılın başlarına kadar sağlam olan ancak günümüzde sadece bazılarının temel izleri görülebilen 4, 5, 6, 12, 16, 17, 21, 22, numaralı kiliseler bazilikal planlıdır.
 1 numaralı bazilikadan kuzeye doğru giden yolun her iki tarafında Nekropol (mezarlık) alanı bulunmaktadır. Bu alanda yüzeye yayılmış lahit ve lahit kapakları görülebilmektedir. Bu lahitlerden bazılarının dış yüzleri kabartma figürlerle süslüdür. Bazılarında da sadece bir hac kabartması vardır.
 1 numaralı bazilikadan kuzeye doğru giden yolun sağ tarafında köylüler tarafından hamam olarak adlandırılan 12, 21 ve 22 numaralı binalar grubu bulunmaktadır. Bu kompleks; her dizide dörder sütunu bulunan iki destek ile üç nefe ayrılmış olan yuvarlak apsisli bir bazilika, bazilikanın sağına bitişik tek nefli ve apsisli küçük bir şapel (küçük kilise) ve solunda da yine bazilikaya bitişik haç planlı bir mezar şapelinden oluşmaktadır.
 Yolun sol tarafında evlerin arasında köylülerin darphane diye adlandırdıkları bir mousoleum (mezar yapısı) bulunmaktadır. 4 – 5. yüzyıllara tarihlendirilen yapı iri blok kesme taşlarla dikdörtgen planlı olarak yapılmıştır. Pramit biçimli üst örtüsü yıkılmıştır.
 Yolun devamında köylülerin ağzı açık diye adlandırdıkları exedra (yarım yuvarlak girinti) bulunmaktadır. Kesme taşlarla apsis şeklinde inşa edilmiş olan yapının kilit taşında ve yandaki tonozun  ortasında birer haç işlenmiştir. 4 – 5. yüzyıllara tarihlendirilir.
 Exedranın karşısında (batı) çoğu bölümleri yıkılmış,  altında iki kemer, üst katında dört kemerli bir galerisi olan bazilikanın nartheksi bulunmaktadır. Bu iki yapının yakınında büyük bir sarnıç yer almaktadır.
 Exedranın yaklaşık 3  Km. kuzeyinde Gözdağının eteğinde bugün yıkık halde olan 6 numaralı bazilika ile 9 numaralı yonca planlı küçük bir şapel ve günümüzde fonksiyonları tam olarak anlaşılamayan bazı yapıların temel izleri bulunmaktadır.
 Exedradan köyün içine giden yolun solunda üzerinde bir ev yapılmış olan 13 numaralı kilisenin kalıntıları bulunmaktadır. Kilise iri kesme taşlarla ve özenli bir işçilikle yapılmıştır. Bu kilisenin yakınında köy içinde, bir yüzünde karşılıklı iki aslan rölyefi  ve bitkisel süs yer alan bir lahit bulunmaktadır.
 Madenşehir Köyünden Üçkuyu Köyüne giden yolun kenarında Yukarı Ören olarak adlandırılan eski bir Türk köyü kalıntıları olan örenin içerisinde 10, 15, ve 16 numaralı kiliseler bulunmaktadır. Bunlardan 10 numaralı kilise  Binbirkilise mimarisinde yuvarlak planlı binaların temsilcisidir. Yapı 14 kenarlı, dışarı taşan yarım yuvarlak apsislidir. İçerde örme 4 paye ile sağda ve solda 4 yassı sütun oval bir şekilde dizilmektedir.
 
                                                   Değle Öreni:
 
Madenşehirin 4 km. batısında Yassıtepe (Üçkuyu) Köyü bu köyün de 3 km. batısında Değle Mahallesi yer almaktadır. Bu yolda gidilirken yoldan Bizans devrine ait bazı yapıların kalıntıları görülebilmektedir.
 Köy içerisine çıkan yolun solunda bulunan hafif meyilli tepenin güney yamaçlarında,  doğu – batı yönünde teraslar ve sokaklar halinde düzenlenmiş alanda Bizans Devri konut mimarisi ile karşılaşılmaktadır. Konutlar dini yapılara göre daha basit ve özensiz yapılmışlardır. 2 – 3 odalı olanları vardır.
 Köye çıkan yolun sağında bulunan tepenin güneyindeki doğal bir terasta 31 numaralı bazilika yer almaktadır. Girişi bir sütunla ayrılan ikiz kemerlidir. Üç bölümlü nartheksi tonoz örtülüdür. Esas mekan her bir dizide dörder yassı sütun ile üç nefe ayrılmıştır. Sağ dizi tamamen yıkılmış, sol dizi ayaktadır. Yuvarlak planlı apsisi ikiz pencerelidir.
 Bu tepenin üzerinde Bizans Devrine ait kaya mezarları, mezar kapakları ile tepenin doğu yamaçlarında piramidal örtülü, kesme taşla inşa edilmiş oda mezarlar bulunmaktadır.
  Tepeden kuzeye doğru inildiğinde İbrahim Karalı’nın  evi yakınlarında Bizans Devrinden öncesine tarihlenen bir sunak bulunmaktadır. Sunak Bizans Devrinde kaya mezarına dönüştürülmüştür. Bu büyük kaya bloğunun doğu yüzünde bir kabartma sahne bulunmaktadır. Önde bir adam sol eliyle bir tas tutmakta sağ eliyle tohum saçmaktadır. Arkasında iki hayvanla çift süren bir başka adam bulunmaktadır. Adamlar ve hayvanlar profilden işlenmiştir.
 Bu mezarın doğusunda doğuya doğru uzanan 44 numaralı büyük bir manastır grubu yer almaktadır. Köyün içerisine giden yolun kenarında 32 numaralı basilika bulunmaktadır. Nartheksi üç bölümlü bazilikanın cephesinde üç kapı  ve nartheksin iki yanında dışarı taşkın birer oda vardır. Ana mekan iki sıra destek ile üç nefe ayrılmıştır. Esas nefin ucundaki üç pencereli apsis yarım yuvarlak çıkıntı halinde dışa taşmaktadır.
 Bu yapının yakınında köyün ortasında büyük bir bina grubu bulunmaktadır. Bu yapılar bir iç avlu etrafında sıralanan dikdörtgen salonlar, eşit boyutlu odalar, içleri sütunlar ile neflere ayrılmış mekanlardan oluşmaktadır. Bu grubun en ilgi çekici yapısı doğusunda bulunan Yunan haçı planlı, kare kule şeklindeki yapıdır.
 Değlenin doğusundaki tepenin üzerinde Madenşehir yönüne hakim bir noktada 33 numaralı bazilikanın da içinde bulunduğu değişik binalardan meydana gelen bir kompleks vardır. Apsisi halen ayakta olan 33 numaralı kilise her dizide dörder sütunlu bir bazilikadır.
 Örenyerinin en kuzey ucunda kayadan oyulmuş bir mezar odası ile bu bölge yapılarından farklı olarak inşasında tuğla da kullanılmış olan 35 numaralı yapı bulunmaktadır. Bu yapı ortada kubbesi olan kapalı Yunan Haçı planlı küçük bir kilisedir. Etrafında bir çevre duvarı vardır. Tam kilisenin önünde kayadan oyulmuş koltuk şeklinde iki oturma yeri bulunmaktadır. Bu yapı ile Örenyeri arasında dikdörtgen planlı, iki katlı ve iki bölümlü bir Bizans konutu vardır.

Mahalaç Kilisesi:

Karadağın en yüksek noktası olan (2283 m.) Mahalaç tepesinde kesme taştan latin haçı planlı bir kilise, kilisenin kuzeyinde serbest haç planlı bir mezar şapeli, kilisenin batısında manastır binası ve aralarında kalan avluda da sarnıçlar bulunmaktadır. Bu yapılar taş dehlizler ile bir birine bağlanmıştır. Manastır binası tamamen yıkılmıştır.
 Mahalaç kilisesinin özelliği üç taraftan beşik tonozlarla desteklenen ortadaki kare mekanın üzerinin bir kule şeklinde yükselmesi ve üstünün kubbe ile örtülmesidir. 4 – 6. yüzyıllar arasına tarihlendirilmektedir.
 Mahalaç kilisenin doğusunda,  yüzeyi kiliseye dönük büyük bir taşın üzerinde Hitit Hiyeroglifi ile yazılmış bir kitabe bulunmaktadır. Kitabede Hitit Kralı Hartapus’un adı geçmektedir. Ayrıca Hititlere ait bir sunak da tespit edilmiştir.

 Başdağ Kalesi ve Askeri Tesisleri :

 Araştırmacılar tarafından Karadağın değişik yerlerinde Binbirkilise Bölgesini koruyan kale kalıntıları tesbit edilmiştir. Bunlardan en önemlisi Karadağ’ın Kılbasan yönündeki yükseltisi üzerindeki Başdağ Kalesi ve Askeri tesisleridir. Başdağ kuzey- güney yönünde iki tepe ve bunların arasındaki  bir düzlükten ve krater çukurundan oluşmaktadır.
 Esas kale Kılbasan yönüne ve Mahalaç yönüne hakim olan kuzey tepesi üzerindedir. İri kesme taşlarla inşa edilmiş olan kalenin kuzeyde iki, doğuda bir burcu bulunmaktadır. Burçlar çokgen ve yuvarlak plandadır. Kalenin kuzey ve doğu duvarlarına bitişik koğuşlar , iç avluda da büyük bir sarnıç vardır.
 Güney tepesi üzerinde daha kaba yontulmuş taşlarla inşa edilmiş, düzensiz planlı, tahkim edilmiş bir şato, iki zirvenin arasındaki düzlükte de ortada avlusu, yanlarda  yedişer koğuş olan, kare planlı, büyük bir yapının harabesi bulunmaktadır. İki zirvenin arasındaki krater çukurunun içinde elips şeklinde büyük bir havuz bulunmaktadır. Havuz kesme taşlarla çevrilmiştir.
 Başdağ yapıları genellikle Bizans Devrinden  daha önceki  devirlere tarihlendirilmektedir.
       
 Karadağ üzerinde yer alan Binbirkilise Örenyerine Karaman – Madenşehir, Karaman – TRT Vericisi ve Karaman – Süleymanhacı yolları ile ulaşmak olanaklıdır. Ancak bu yollardan en iyi durumda olanı Karaman – Kılbasan – Karapınar yoludur. Yol üzerinde yer alan Dinek Köyünden kuzeye dönülür. Yolun ilk kalıntıların bulunduğu Madenşehir Köyüne kadar olan bölümü asfalttır. Diğer yolları kullanmak için özel donanımlı araç gerekmektedir.
Bu eserlerin yanısıra Karadağ doğal ve jeolojik açıdan da dikkat çekicidir. Ovadan aniden yükselip 2283 m. yüksekliğe ulaşan bu dağ kitlesinin üzerinden çevreyi ve geceleri yıldızları gözlemenin zevkine doyulamamaktadır. Ayrıca son yıllarda burada yaşayan ve artık yabanileşmeye başlayan yılkı atları dikkat çekicidir.


MANAZAN MAĞARALARI


 Manazan Mağaraları Yeşildere (ibrala) Taşkale (Kızıllar) Kasabaları arasında uzanan Yeşildere Vadisinin doğusunda, Karaman – Yeşildere Taşkale yolunun kenarındadır. Karaman’a uzaklığı 40 km. dir. Mağaralar içerisinde kil oranı yüksek kireçtaşı arazide, yüksek bir kaya kütlesine tamamen insan eli ile oyulmuş beş katlı toplu meskenler halindedir.
 İlk iki kat doğu batı yönünde hücre şeklinde birçok odacıktan oluşmaktadır. Doğudan ve batıdan vadiyi kontrol edebilecek stratejik konuma sahiptir. Ortada bulunan yüksek kaya kütlesine oyulan diğer katlar yörede sırasıyla; Kum Kale, At Meydanı ve Ölüler Meydanı olarak adlandırılmıştır.
 Mağaraların ön cephesi doğal olaylar sonucu tahrip olduğundan günümüzde belirgin bir girişi yoktur. 1. katta oyuntular şeklinde bir çok mezar odaları vardır. Bu katta doğudan batıya doğruya sıralanan odalardan bazılarının şapel olduğu tespit edilmiştir. Bunların içerisinde bazı geometrik şekillerin ve freskoların izleri bulunmaktadır.Şapellerin en büyüğü doğu bölümde yer almaktadır. Üstü beşik tonozlu olup yamaçta yer alan güney cephe doğal olaylar sonucu yıkılmıştır.
 Giriş katının doğusunda niş içerisinde bir Arcosolium (mezar odası) bulunmaktadır. İçinde sıva üzerine yazılmış kitabenin bir bölümü tahrip olmuştur. Okunabilen kısmında şu yazılıdır: “Ionnes şimdilik fani alemden ayrılışı ile iş bu lahiti kemiklerinin erimesi ve vücudunun toprakla bir olması için, ellerini ve ayaklarını bağlı tutarak ve gözlerini de aralık bırakarak, şöyle ki sonunu görmemek için”
 Giriş kısmının yakınında sağda bir oyuğun içinde ezilmiş kireç taşı, saman,  kıl, yumurta akı, kaynamış bal ve bezir karışımından sıva üzerine ortada tahtta oturan Hz. İsa ve yanlarda Aziz figürleri bulunan bir duvar resmi yapılmıştır. Bu resim aşırı tahrip olduğundan ancak çok dikkatli incelendiği zaman görülebilmektedir.
 Hemen hemen mağaraların ortasına rastlayan yüksek kaya kütlesinin ortasından 70 – 80 cm. yüksekliğinde,  50 – 60 cm. genişliğinde bir koridordan 3. katta çıkılan ilk bacaya ulaşılmaktadır. Katlar arasında iniş çıkışı sağlayan bu bacalar 1 x l m. ölçülerinde 8 –10 m. yüksekliğindedir. Üst katlara iniş çıkışı sağlamak için kenarlara karşılıklı el ve ayak tutunma yerleri yapılmıştır. Bu düzenlenenin kısa boylular için ayrı yapılmış olması dikkat çekicidir.
 3. kat yörede Kum Kale olarak adlandırılmaktadır. Dikdörtgen planda oyulmuş olan 3. kat galerisinin uzun olan doğu kenarında 6, batı kenarında 4 adet hücre odalar bulunmaktadır. Batı kenarında yer alan en son odadan bir koridor ve baca ile bir üst kata çıkılmaktadır. Galerinin sonunda bir sarnıç bulunmaktadır.
 Kum Kaleden bir baca ile yörede At Meydanı olarak adlandırılan yaklaşık 10 X 50 m. ölçülerindeki büyük galeriye ulaşılmaktadır. Dikdörtgen plandaki 4. kat galerisinin güney kısa kenarı dışarıya bakmakta ve buradaki pencerelerden ışık almaktadır. Galerinin doğu uzun kenarında 15, batı kenarında 14 hücre oda bulunmaktadır. Bu katta odalar birbirinden bağımsız iki kat halinde yapılmışlardır. Odalardan bazılarının tabanlarında mezar oyuntuları bulunmaktadır. Galerinin sonunda bir sarnıç vardır.
 Ölüler meydanı adı verilen 5. ve son kata 4. kat galerisinin kuzey köşesinden diğerlerine göre daha dar ve daha yüksek bir koridordan ulaşılmaktadır. Ayrıca 4. katla 5. kat arasında diğer yer altı şehirlerinde de görülen girişi kapatmaya yarayan bir düzenleme vardır. Galeri planı diğer katlara göre daha düzensizdir. Koridorun güney bölümünde pencere ve iki kolon bulunmaktadır Söylentilere göre daha yakın zamana kadar burada 100- 150 ceset düzenli bir şekilde sıralanmış halde bulunuyormuş. Ancak çeşitli nedenlerle tahrip olmuşlar. Buradan ele geçen ve kafası hariç vücudunun diğer bölümleri tamam olan genç bir bayan cesedi Karaman Müzesinde sergilenmektedir.
 Mağaraların ne zaman oyulduğunu kesin olarak ortaya koyacak veriler olmamakla birlikte  buradan ele geçen küçük buluntulardan mağaraların Bizans Devrinde 6. - 7. yüzyıllarda oyulduğu ve yerleşildiği anlaşılmaktadır. Mağaralar bu devirde hem güvenlik açısından hem de killi kireç taşının ısı ve nemi sabit tutması özelliği nedeniyle oyulmuş ve kullanılmış olmalıdır.


 Bunlar karaman çevresinde yer alan Hristiyanlık dönemine ait önemli yerleşme yerleridir. Bunların yanında yine aynı dönemi yansıtan tek yapılar da bulunmaktadır. Bu yapılar da kısaca şöyledir;

 DEREKÖY FİSANDON KİLİSESİ (CAMİSİ)

 Karaman’ın 7 km güneyinde Dereköy  (Fisandon) köyü içerisinde bir kaya kitlesinin üzerinde yapılmıştır. Yapım tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte 9. - l0. yüzyıllar içinde yapılmış olduğu sanılmaktadır. Kilise İstanbul Bizans Mimarisinin Yunan haçı biçimindeki klasik planına sahip olmakla birlikte, üst yapısının İstanbul Mimarisinden tamamen değişik bir uygulama ile yapıldığı görülür. Haçın kolları üzeri beşik, aralarda kalan köşe hücreleri ise  çapraz tonozlarla örtülmüştür. Yalnız kesme taş kullanılmakla beraber ortasında bir kubbe bulunan yapının dış yüzeyleri bazıları kör , bazılarının içlerinde pencereler açılmış dizi halindeki kemerlerle hareketlendirilmiştir. Beşik tonozlu nartheksi yokolmuştur.
 16. yüzyılda Karaman Beylerbeyi Sinan Paşa tarafından kuzey bölümüne bir giriş kısmı ve   minare eklenerek camiye dönüştürülmüştür. Halen cami olarak kullanılmaktadır.

İBRALA (YEŞİLDERE) KİLİSESİ (CAMİSİ)

 Eski adı İbrala olan Yeşildere Kasabası Karaman’ın 37 km. doğusundadır. Kasabanın ortasında yer alan kilise 1649’da Hacı Ali Ağa tarafından camiye çevrilmiş, duvarları yükseltilerek üstü çatı ile kapatılmıştır. Yapının asıl örtüsü bu çatının altında kalmıştır.
 Üç sahınlı yapının dış cephesi çok sadedir. Özensiz kesme taşlarla yapılmıştır. Apsisin ortasındaki ve sağ duvardaki ikiz pencereler içeriyi aydınlatır. Dışarıdan görünmeyen kubbe dört büyük payeye oturur. Yan sahınlar uzunlamasına tonoz ile örtülüdür. Kilise dikdörtgen planlı, masif bir kitle halindedir.

ÇEŞMELİ KİLİSE


 Karaman İl Merkezinde Tapucak Mahallesindedir. Kilise Binbirkilisede bulunan küçük bazilikaların bir örneğidir. Uzunlamasına üç sahınlı kesme taşla inşa edilmiş bir yapıdır. Bizans Devrine aittir. Bir dönem cezaevi olarak kullanılmış ve dış mimarisini bozmayacak şekilde içerisine bazı eklentiler yapılmıştır. Bu ikinci kullanım sonucu içerisinde bulunan süsleme ve freskolar tamamen yok olmuştur.

 Ayrıca Karaman İli sınırları dışında kalan Mersin ili sınırları içerisinde yer alan Alahan Manastırı dönemin önemli bir yapı grubunu oluşturmaktadır.

ALAHAN MANASTIRI (KOCAKALESİ)

 Karaman Mersin yolu üzerinde, yola 1.5 km.,Karaman’a 50 km. uzaklıkta, Mersin İli, Mut İlçesi sınırları içerisindedir.
 Manastır, mezarı da burada olan Tarasis adında bir rahip tarafından, Göksu vadisine bakan dik yamacın üzerinde, doğu – batı yönünde uzanan bir terasta 5. yüzyılın ortalarında kurulmuştur. 1955 – 1972 yılları arasında Prof.Michael Gough tarafından bilimsel kazıları yapılmıştır.
 Olasılıkla terasın batısında yer alan ve içerisinde keşiş hücreleri de tespit edilmiş olan doğal mağara ilk yerleşilen bölüm olmuştur. Manastır grubunun inşasına 5. yüzyıl ortalarında başlanmış, bazı yapılar bu yüzyılın sonlarına doğru bitirilmiş, bazı yapılar ise hiçbir zaman bitirilememiştir. 7.8. yüzyıllarda Arap akınlarından etkilenmiş ve parlak yaşam dönemi sona ermiştir.
 Mağaranın hemen doğusunda, Manastır yapı grubunun büyük bazilikasının (Batı Kilisesi) kapısı bulunmaktadır. Bazilika üç nefli olup, üst örtüsü hakkında bilgi yoktur. Orta nefin doğu ucunda apsis yer almaktadır. Apsis duvarına dayalı olarak din adamlarının oturmaları için yapılmış iki sıra halindeki oturma yerleri amfiteatır şeklindedir. Nartheksi yıkık haldedir. Üç nefi korint başlıklı iki sütun dizisi ile bir birinden ayrılmıştır. Yapı çevresinde elde edilen bulgulardan Bazilikanın oldukça zengin figürlerle ve mozaiklerle süslendiği anlaşılmaktadır.
 Giriş kapısında; kapı sövelerinin içinde kanatlı beş melek tasviri bulunmaktadır. Bu meleklerden birisinin Mikail, birisinin Cebrail olduğu tespit edilmiştir. Meleklerin ayakları altında silik halde Hristiyanlık öncesi inanışları ile ilgili bazı figürler yer almaktadır. Sövelerin dış yüzünde dört İncil yazarına (Evangelistlere) ait olduğu sanılan dört insan figürü vardır.
 Kapının lentosunun alt yüzünde dört İncil yazarının sembolleri, yanlarda bir aslan ve bir boğa başı ile ortada bir kartal figürü, bunların üzerinde kanatlı bir melek ve yanlarda ağaç figürleri, lentonun dış yüzünde de uçar vaziyetteki iki meleğin ortasında Hz. İsa’nın büstü yer almaktadır.
 Kilisenin doğusunda bir avlu ile bazı mekanlar bulunmaktadır. Kazılarda bu mekanlardan birisinin fırın olduğu tespit edilmiştir.
 Kilisenin güneyinden başlayan, doğu – batı yönünde 115 m. uzunluğundaki revaklı yol doğu kilisesi ile batı kilisesini bir birine bağlamaktadır. İnşası tamamlanamamış olan yolda seviye farkı merdivenlerle giderilmiştir. Revaklı yolun güney kenarı üzerinde sütunlar bulunan büyük kesme taşlarla örülmüştür.
 Revaklı yolun ortasına rastlayan bölümde, güney duvarı üzerinde, Tarasis’in mezarının karşısında bir anıt yapısı bulunmaktadır. Anıt üç nişlidir ve üst kısmında Suriye tipi bir alınlık vardır. Alınlığın kenarlarındaki üçgen boşluklar içinde uçar vaziyette melekler, meleklerin altında profilden birer kuş kabartması işlenmiştir.
 Revaklı yolun kuzeyinde, Batı Bazilikasının arkasında dikdörtgen planlı, ikisi de apsisli, birbirinden üç sütunla ayrılmış iki mekandan oluşan, kazı çalışmalarında vaftizhane olduğu saptanan yapı yer almaktadır. Vaftizhanenin kuzey mekanı içerisinde dört kollu haç şeklinde bir havuz vardır.
 Vaftizhane yapısının doğusunda, kuzey yamaç içine oyulmuş mezar hücreleri bulunmaktadır Mezarlardan birisi Manastır grubunun kurucusu Tarasis’e aittir. Kitabesi şöyledir: “Burada çok mümtaz Flavius Severinus ve Flavius Dagalaiphus’un konsüllüğünden sonra  İndiktionun 15. yılının 13 Şubatında  kutsal oruçların ilk haftasının salı günü ölmüş olan hatırası mukaddes kurucu Tarasis yatıyor.”
 Revaklı yolun doğusunda Alahan yapı grubunun en iyi korunmuş yapısı olan Doğu Kilisesi yer alır. Kilise özenli bir işçilikle kesme taşlardan inşa edilmiştir. Kilisenin değişik yerleri kabartma süsler ile dekore edilmiştir. Önünde bir avlu vardır. Batı cephesine açılan üç ayrı kapıdan girilir. Ortadaki büyük nef taş kemerlerle takviye edilmiş bir örtüye sahiptir. Bu kemerler nefte çıkıntı oluşturan büyük sütunlara oturmaktadır. Küçük yan nefler bu yapıya özgü bir uygulama ile bema hizasında birer apsisle kapanmaktadır. Büyük nef yan neflerden iki sütunla ayrılmaktadır. Ortadaki büyük nefin ortasında paye ve sütunların üzerine oturtulmuş, dört kemer üzerinde yükselen kule şeklinde bir uygulama dikkat çeker.
 Dikdörtgene yakın planlı kubbenin binayı aşan duvarlarında her cephede birer adet olmak üzere dört pencere bulunmaktadır. Alt kısımda kare plana sahip olan kule yukarıda  sekizgene geçişin unsurlarına sahiptir. Üst örtüsünün taştan mı yoksa ahşaptan mı olduğu sorunu halen çözülememiştir. Kilise Bizans Mimarisinde 6. yüzyılda yapılmış olan Ayasofya gibi kubbeli bazilikaların öncüsü gibidir.  


MÜSLÜMANLIKLA İLGİLİ YAPILAR

CAMİLER

 1-Mader-i Mevlâna (Aktekke) Camii

Karaman'ın merkezi yerinde, İmaret Mahallesinde, Şifa Hamamı olarak bilinen tarihi Süleyman Bey Hamamının batısında yer almaktadır. Camii çevresinde hamamı, derviş hücreleri, güney ve batısında haziresi (mezarlığı) ve içerisindeki türbe ve mezarları ile bir külliye halindedir. Halk  arasında Aktekke  olarak bilinen camiye, içerisinde Mevlânâ'nın annesi Mümine Hatun'un türbesinin bulunması nedeniyle Mader-i Mevlâna Camii' de denilmektedir.
Camii bugünkü haliyle kapı üzerindeki kitabeden anlaşıldığına göre H.772, M.1370 yılında Karamanoğlu Alaeddin Bey'in emri ile yapılmıştır. Caminin olduğu yerde daha önce         Selçuklular zamanında bir zaviye bulunmakta iken, Emir Musa Mevlâna'nın Babası Bahaeddin Veled'in Karaman'a gelmesi ile, zaviyenin bitişiğine bir mevlevi tekkesi yaptırarak buraya yerleştirmiştir. Mevlâna'nın annesi Mümine Hatun ve ağabeyinin vefat etmesi üzerine her ikisi  de bu zaviyeye defnedilmiştir. Daha sonra Halil Bey'in oğlu Karamanoğlu Alaeddin Bey, kardeşinin (Süleyman Şah'ın) kabrinin de bulunduğu bu yere bugünkü Camii yaptırmıştır. Ancak, bu cami içerisinde semahane ve türbe bulunması nedeniyle klasik cami mimarisinden farklıdır.
Caminin giriş kapısına iki renkli mermerle zıvanalı kemer yapılmıştır. Bunun üst tarafına da bir Mevlevi sikkesi işlenmiştir. Mevlevi sikkesinin taş kemerinde beş satır halinde kitâbesi yer alır. Kitâbenin Türkçesi şöyledir: "Ariflerin, kutbu, aşıkların, sultanların, milletin, Hak’kın ve dinin celâli (Mevlâna'nın) Tanrı pek zahir olan sırrını mukaddes kılsın. Kişi zâde ve keremli hatuna nispet edilen bu mübarek zaviyenin ve Karamanoğlu Mahmut oğlu, Halil oğlu Sait ve Şehit Seyfettin Süleyman Bey'in Merkadinin -Allah toprağını aydınlatsın- yapılmasını yüce sultan, âlemde Tanrı’nın gölgesi, ümmetlerinin dizginini elinde tutan Arap ve Acem sultanlarının efendisi, azgınları, inatçıları kahreden, kafirleri ve müşrikleri öldüren, fetih babası Karamanoğlu Mahmut oğlu Halil oğlu Alaeddin -Allah mülkünü muhallet kılsın, bayraklarını yükseltsin, yardımcılarını muzaffer ve hoşnut yapsın- Hicretin 772.yılı ve rebiulevvelinin evvellerinde emretti."
Cami tamamen kesme taştan merkezi büyük kubbeli olarak yapılmıştır. İki kısımdan oluşan cami esas cami kısmı ve son cemaat mahallidir. Son cemaat kısmını iki mermer sütun ve yan duvarlarının üzerlerine dayanan üç kubbe örter. Giriş kapısının sağında ve solunda iki mihrapçık vardır. Sağdaki mihrapçığın sağında kadınlar mahfiline çıkış kapısı yer alır.
Merkezi kubbenin altında l7 pencere cami içini aydınlatır. Kubbe göbeği ve eteği, pencere üstleri bitkisel süs dekorludur. Mihrabı sitelaktitlidir. Sol taraftaki ayrılmış olan mekanda Mevlâna'nın annesi Mümine Hatun'un sandukası ile ağabeyi Muhammed Alaeddin ve diğer yakınlarına ait 20 adet sanduka bulunmaktadır.
Caminin son cemaat yerinin tam karşısında kesme taştan yapılmış 7 adet derviş hücreleri ve güneyi ile batısında haziresi bulunmaktadır.

2-Yunus Emre Cami: Caminin bulunduğu mahallenin adı çok eski kaynakla Sinle Mahallesi, daha sonraki kaynaklarda ise Kirişçi Mahallesi, tekkenin adı da Kirişçi Baba Zaviyesi olarak geçmektedir.
 Burası eskiden türbe, cami, tekke ve mezarlıktan oluşan bir kompleksti. Esasen bu günkü cami tekkenin mescididir. Cami ve türbenin dışındaki yapılar zaman içerisinde yok olmuştur.
 Cami önünde beş kubbeli bir soncemaat revakı olan, batısındaki türbe mekanıyla bütünleşmiş, minareli bir yapıdır. Kare planlıdır. Kare plan duvarlarla bütünleşmiş küçük ayaklar üzerindeki kemerlerle sekizgene dönüştürülmüştür. Caminin köşelerindeki tonoz bingiler üstte baklava dilimleri oluşturacak biçimde düzenlenmiştir. Sekizgenden sağır kubbeye geçiş küçük küresel üçgenlerle gerçekleştirilmiştir. Güney ve kuzeye ikişer, doğuya bir pencere açılmaktadır.
 Doğu ve batı yönü duvarla kapatılmış beş kubbeli son cemaat revakının önü dört kargir ayağa oturan sivri kemerlerle açılmaktadır. Revak kubbelerine geçiş küresel bingilerle gerçekleştirilmiştir. Son cemaat revakında biri dışa, ikisi mescide, biri muhdes mekana açılan dört penceresi ile mescide açılan bir kapısı bulunmaktadır. Giriş kapısının sağında ve solunda stelaktitli birer mihrap nişi bulunmaktadır. Mihrapların bulunduğu bu yan bölümler girişten sekilerle ayrılmıştır. 
Batı duvar bir onarım sırasında yıkılmış, ortada bir büyük, yanlarda iki küçük kemerle batıdaki mekanla bütünleşmesi sağlanmıştır. Mekan iki büyük sivri kemerle enine üç sahına bölünmüş, üzeri düz dam olarak örtülmüştür. Bu mekan kıbleye iki, soncemaat revakına bir pencereyle açılmaktadır, batı yönünde bir kapısı ile türbeye açılan iki penceresi bulunmaktadır.
 Mescidin batı kapısı önünde tek kubbeli bir revak bulunmakta, revakın güneyindeki kapıdan caminin damına ve minareye çıkılmaktadır. Yapı üzerindeki izler bu bölümün ve minarenin sonradan yapıldığını göstermektedir.
 Taş kaplama, yuvarlak, kasnaksız merkezi kubbeye içten dört köşede yarımşar kubbelerle geçilir. Orijinal mihrabın alçı mukarnaslarından bir bölümü korunmuş, alt kısmında küçük bir bölüm onarılmıştır. Stelaktitli alçı mihrabı geometrik süs, kıvrık dal motifi ve nesih yazı ile dekore edilmiştir.
 Cami ve türbe dışta bütünüyle kesme taş, içte moloz taş ve kireç harcıyla inşa edilmiş ve iç mekan sıvanmıştır.
Türbe caminin batı tarafında, zikir yerinin bitişiğindedir. Tamamen kesme taşla yapılmıştır. Üzeri beşik tonoz örtülüdür. Zikir yerine 2 batıya 1 pencere açılmaktadır. Kemeri tek taştan yapılmış olan kapısı basıktır. Türbenin içi zikir yerinden ve caminin zemininden yüksektir. Altında cenazelik katı yoktur.
 İçerde tahtadan işlemesiz olarak yapılmış 4 sanduka bulunmaktadır. Kuzeyde olan sanduka Yunus Emre’ye aittir. 2. Sandukanın Tapduk Emre’ye, 3. Sandukanın Yunus Emrenin Oğluna, 4. Sandukanın da kızına ait olduğu söylenmektedir.
 Türbenin zikir yerinin ve caminin hiçbir yerinde yapıldığı tarihi ve yaptıranı gösteren kitabe yoktur. Ancak 1948 yılında yapılan onarımda, cami haziresinde bulunan ve son cemaat revakının doğu bölümü güney penceresinde lento olarak kullanılan mezartaşı H. 748 Rabiyulahirinin onyedinci günü, M. 30 Haziran 1382 tarihini taşımakta olup, yapının bu tarihten önce yapıldığı kabul edilmektedir. Cami ve türbe 1994 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından aslına uygun olarak restore edilmiştir.

3-İmaret Cami: Karaman Merkez, İmaret Mahallesindedir. Kesme taştan, merkezi kubbeli, kapalı avlulu, iki katlı bir yapıdır.  Kitabesinde Karamanoğlu II. İbrahim Bey tarafından 1433 yılında bir külliye şeklinde yaptırıldığı yazılıdır.
Cepheden sağ tarafında iki renkli, kesme taştan, şerefe altı stelaktitli, gövdesi firuze ve turkuaz renkte çiniler ile geometrik biçimli palmet frizi ve halat motifleri ile dekore edilmiş yüksek minaresi, batısında İbrahim Bey ve iki oğlunun sandukalarının bulunduğu türbe, kuzeyinde de zengin dekorlu çeşmesi yer alır.
Çinili mihrabı İstanbul Çinili Köşkte, geometrik bitkisel motiflerle süslü, ortasında aslan ve insan figürü bulunan iki kanatlı ahşap kapısı İstanbul Türk İslam Eserleri Müzesindedir.

4-Dikbasan Cami: Karaman Merkez Mansurdede Mahallesindedir. Cami enine plan gösteren, kûfe tipinde bir yapıdır. Karamanoğulları Devrinde 1493 yılında yaptırılmıştır. Düz tavan doğrudan 12 yığma sütun üzerine oturur. Kemerleri taşıyan sütunların yan taraflarına konsol ve stelaktitler işlenmiştir. Minberi ahşap malzeme ile birbirine geçmeli olarak geometrik tezyinlidir. Şerefesinin altı mukarnas süslü tuğla minaresi sonradan yapılmıştır.

5-Araboğlu Cami: Karaman Merkez, Tapucak Mahallesindedir. Cami, Karamanoğulları Devrinde, 1374-1420 yılları arasında inşa edilmiştir. Kare sütunlar üzerine oturan düz çatı sonradan kiremitle kaplanmıştır. Enine kûfe planlı, kısa minarelidir.
Batıda bulunan giriş kapısı kemeri üstünde yer alan bitkisel süslemeler kemer altında da devam eder. Kapının iki yanında helvacı küreği işlenmiştir. Yağmur sularını akıtmak için yapılan çörtenleri ejder başı şeklindedir.
6-Hacı Beyler Cami: Karaman Merkez, Külhan Mahallesindedir. Cami Seyfeddin Hacıbeyler tarafından 1356 yılında yaptırılmıştır. Kûfe tipinde, enine üç sahınlı, yığma sütunlar üzerine oturan düz çatısı sonradan kiremitle kaplanmıştır.
Basık kemerli portalinde kitabesinin çevresi halat motifi ile dekore edilmiş, bunun altı grift bitkisel ağ süsü ile doldurulmuştur.

7-Karabaş Veli Külliyesi: Karaman Merkez, Siyaser Mahallesindedir. Kesme taş malzeme ile cami, tekke, imaret ve türbeden oluşan iki bölümlü halde yapılmıştır. Karamanoğulları  Devrine aittir.
Soldaki birinci bölüm olan cami, üç sıra halinde kemerli sütunlar üzerine oturan düz damlı olarak yapılmıştır. Giriş kapısının üstüne II. Abdülhamit’in tuğrası işlenmiştir.
Kuzey duvarına bitişik imaret bölümü tonozlarla örtülü, üç eyvanlı, merkezi büyük kubbeli olarak inşa edilmiştir. Mekanın tam ortasında 12 kenarlı bir şadırvan bulunmaktadır.

8-Akçaşehir Cami: Karaman, Akçaşehir Kasabasındadır. Cami Karamanoğulları Devrinde, kesme taştan yapılmıştır. Kıble duvarına paralel olarak uzanan sahınlar kûfe plan gösterir. Alçı mihrabı zengin stelaktit süslüdür. Tavanın mihrap önüne rastlayan bölümünde renkli ve tezhipli bir göbek yapılmıştır. Ahşap tavanın değişik bölümleri orijinal kalem işi desenlerle dekore edilmiştir. Son cemaat yeri 6 yığma sütun üzerine oturmaktadır.

9-Yollarbaşı Ulu Cami: Karaman, Yollarbaşı Kasabasındadır. Cami, Karamanoğulları Beyliği Devrinde yapılmıştır. Kesme taştan, enine planlı, kûfe tipinde bir yapıdır.
Yapıdan çıkkın olarak yapılmış son cemaat yerinde başlıkları stelaktitli, taş kaideli, üçü önde, ikisi arkada olmak üzere 5 ahşap sütun bulunmaktadır. Giriş kapısı cevizden olup sedef kakmalıdır. Stelaktitli alçı mihrabın üzerinde iki mavi göbek çinisi ile 7, 8 parça halinde Karamanoğulları çinileri bulunmaktadır.

10-Kazımkarabekir Büyük Cami: Kazımkarabekir İlçe Merkezindedir. Enine planlı, Kazımkarabekir İlçesine özgü taşla yapılmış, Karamanoğullarının en güzel eserlerinden birisidir. Üst örtüyü tutan silindir ve kare formlu sütunlar kıble duvarına üç parelel sahın halinde uzanır. Son cemaat yeri ahşap örtülü ve 7 taş kaideli ahşap sütunludur. Minberin korkulukları ajur tekniğinde işlenmiş, bunların yanlarına nesih yazılar yazılmıştır. Mihrabı kesme, sıraltı, mozaik tekniğinde, geometrik bezemeli çinilerle kaplanmış, etrafına da 6 köşeli çiniler yerleştirilmiştir.

11-Ermenek Ulu Cami: Ermenek İlçesi, Gülpazar Mahallesindedir. Kesme taşla inşa edilen cami 1302 tarihinde Karamanoğlu Mahmut Bey tarafından yaptırılmıştır. 1543 yılında İshak Bey Zade Hacı Seydi Ali tarafından bazı eklemeler yapılmıştır. Çınar ağacından yapılmış olan kapısının üzerinde güzel hat sanatı örneği vardır. Kabartmalarla süslü alçı mihrabına değişik şekilli, mavi renkli çiniler serpiştirilmiştir.

12-Nuh Paşa Cami: Karaman Merkez, Tapucak Mahallesindedir. Osmanlı Devrinde, 1596 yılında Nuh Paşa tarafından yaptırılmıştır. Kesme taştan, merkezi büyük kubbeli bir yapıdır. Kubbeye geçiş dıştan sekizgen tambur, içten selçuklu üçgenleri ile sağlanmıştır. Son cemaat yeri iki sütun üzerine oturan üç küçük kubbelidir.

13-Yeni Minare Cami: Karaman Merkez, Ahi Osman Mahallesindedir. Kesme taştan merkezi büyük kubbelidir. Sütunlar üzerinde bulunan üç küçük kubbeli son cemaat yeri yıkılmıştır. Merkezi kubbeye geçiş dıştan sekizgen tambur, içten selçuklu üçgenleri ile sağlanmıştır. Osmanlı Devrinde 1522 yılında Cambazzade Kadı Abrurrahman Efendi tarafından yaptırılmıştır.
14-Sadettin Ali Bey Mescidi: Karaman Merkez, Turgut Özal Caddesi üzerinde bulunan mescit tamamen kesme taştan yapılmış Selçuklu Devri eseridir. 1247 yılında Ebu Bekir oğlu Sadettin Ali Bey tarafından yaptırılmıştır. Yapı türbe ve mescit kısımları olarak iki bölümlüdür. Girişin karşısında stelaktitli taş mihrabın yanlarında spiral sütunçeler bulunmaktadır.

KALELER

l-Karaman Kalesi: Karaman İl Merkezinde, Hisar Mahallesinde, bir höyük üzerinde dış, orta ve iç kale olarak kurulmuştur. Dış kale surları tamamen yok olmuş, orta kale surlarının bazı bölümleri ile iç kale surları günümüze sağlam olarak ulaşabilmiştir.
Kesin yapım tarihi bilinmemekle birlikte 11. yüzyılın sonunda 12. yüzyılın başlarında yapıldığı tahmin edilmektedir. Kale Selçuklu, Karaman Oğulları ve Osmanlılar devrinde önemli bir konumdadır. 13. yüzyılda İlhanlılar ve 1468 yılında Osmanlılar tarafından tamamen tahrip edildikten sonra yeniden inşa edilmiştir.
İç kale batıya açılan tek kapılı, dördü yuvarlak, beşi kare dokuz burçludur. Burçlar ahşap direklerle bölünerek iki katlı hale getirilmiştir.

2-Başdağ Kalesi: Karadağ’ın Kılbasan Kasabası yönündeki yükseltisi olan Baş Dağ üzerinde kale, askeri yapılar ve bir havuz bulunmaktadır. Baş Dağın kuzey tepesi üzerinde yer alan kalenin burçları yuvarlak ve sekizgen planlıdır. Kale içerisinde askerlerin konaklama yerleri olduğu sanılan bazı yapıların izleri bulunmaktadır.
Ayrıca Baş Dağın iki zirvesi arasındaki düzlükte bazı askeri yapıların kalıntıları bulunmaktadır. Baş Dağ yapıları Roma Devrinde ve Bizans Devrinde kullanılmıştır.

3-Ermenek Kalesi: Ermenek İlçesi’nin kuzeyinde bulunan, çok dik ve yüksek kaya sığınağının güneyinin kesme taş ve harçla yapılan mazgallı duvarlarla korunaklı hale getirilmesi ile inşa edilmiştir. Kaleye birisi doğudan kayalar kazılarak yapılmış, çok dar, diğeri de  dik kayalığın alt bölümünden, yine kayaya oyularak yapılmış 72 basamaklı merdivenle çıkılan iki giriş bulunmaktadır.
Karaman Oğulları tarihinde önemli bir yeri olan kale, Gedik Ahmet Paşa tarafından alınarak Osmanlı topraklarına katılmıştır.

4-Mennan Kalesi: Kale , Ermenek İlçesi, Görmeli Köyü sınırları içerisinde, Açıkkır Dağının doğusunda, kuzeyi, güneyi ve doğusu çok dik ulaşımı çok zor olan tepe üzerinde inşa edilmiş, Karaman Oğullarının önemli kalelerinden birisidir.
Tepenin batısında kesme taştan, dikdörtgen planlı, beşik tonoz örtülü, güneybatı ve kuzeybatı köşelerinde iki kulesi olan bir yapı halen ayaktadır.

MEDRESELER

1-Hatuniye Medresesi: Karaman Merkezinde yer alan Medrese, Osmanlı Sultanı Murat Hüdavendigar’ın kızı, Karamanoğlu Alaeddin Bey’in  eşi Nefise Sultan tarafından 1382 yılında yaptırılmıştır. Mimarı Numan Bin Hoca Ahmet’tir.
Medrese, kapalı avlulu, tek eyvanlı, avlunun sağında ve solunda öğrenci hücreleri ve revakları bulunan bir yapıdır. Stelaktitli portali beyaz mermerden yapılmış olup, geometrik tezyinatlı yazı ve bitkisel dekorludur. Sağda ve solda bitki motifli iki sütunçe ile içte iki mihrap nişi bulunmaktadır. Kapı mor ve beyaz mermerden kilitleme tekniğinde yapılmış basık kemerlidir.
Eyvanda kalan izlerden buranın 2 m. yüksekliğe kadar altıgen formlu, turkuaz ve siyah renkli çinilerle kaplı olduğu anlaşılmaktadır. Yapının değişik yerlerinde ilmi öven yazılar vardır. Eyvanın sağında ve solunda bulunan kubbeli büyük odaların giriş kapıları da portal gibi grift kabarık bitki ve geometrik desenlerle süslenmiştir.

2-Tol Medrese: Ermenek İlçesi, Çınarlı Mahallesindedir. Karaman Oğulları Devrinde yaptırılan ilk büyük medresedir. Karamanoğlu Hükümdarlarından Bedrettin Mahmut Bey’in oğlu Emir Musa Bey tarafından 1339 yılında yaptırılmıştır.
Açık, revaklarla çevrili dörtköşe bir avlu ile iki tarafta medrese odaları, güney tarafında bir eyvan ve bunun sağında ve solunda kubbeli kısımlar, medhal bölümünün iki tarafında da diğer tonozlu odalar yer alır. Eyvanın sağ tarafında bulunan odada medreseyi yaptıran Emir Musa Bey ile ailesinden bazı kimselerin mezarı vardır.
Medresenin portal nişinin üst tarafında zengin bir mukarnas dekoru, bunun altında kitabesi yer almaktadır. İki tarafta bulunan yan nişler zengin dekorludur. Burada mukarnas dolguların etrafını çeviren sivri kemer üzerinde ağaç işlemeler ve mihraplarda kullanılan tezyini motiflerin taş üzerine işlenmiş bir örneği görülmektedir. Köşe dolgularına grift geçmeler ve üst kısma da dört iri kabere motifi ile daha yukarıda tekrar mukarnas dolgular işlenmiştir. Konsolların üzerinde halat gibi birbirine örülmüş sütuncuklar bulunmaktadır.


TÜRBELER

1-Yunus Emre Türbesi: Karaman Merkez, Kirişçi Mahallesinde, Yunus Emre Camisinin batı bitişiğindedir. Tamamı kesme taştan yapılmış olup üzeri beşik tonoz örtülüdür. Batıya bakan yekpare taş kemerli kapısı basıktır. İçerisinde; Yunus Emre, Taptuk Emre, Yunus Emre’nin oğlu İsmail ve kızına ait 4 sanduka bulunmaktadır.
2-Cambazkadı Türbesi: Karaman Merkez, Fenari Mahallesindedir. Türbe kesme taştan, kare planlı, sekizgen kasnak üzerine yuvarlak kubbelidir. İçerisinde nesih yazılı mermer bir sanduka bulunmaktadır. Türbe Karamanoğlu II. İbrahim Bey’in kadı askeri Cambaz Kadı için yapılmıştır.

3-Demirgömlek Türbesi: Karaman Merkez, Abbas Mahallesindedir. Tamamen kesme taştan, sekizgen planlı ve kubbeli olarak yapılmıştır. Giriş kapısı basık kemerli, pencereleri sivri kemerlidir. Karamanoğullarının son emirlerinden Emüdiddin Bey için yaptırıldığı sanılmaktadır.

4-Kaya Halil Türbesi: Karaman Merkez, Abbas Mahallesindedir. Türbe, kesme taştan, kare planlı, piramidal kubbeli olarak inşa edilmiştir. Karamanoğlu II. İbrahim Bey’in  baş kadısı olan Kaya Halil adına 1409 da yaptırılan manzumenin içerisindedir. Türbede Kaya Halil ve eşinin mezarları bulunmaktadır.

5-İbrahim Bey Türbesi: Karaman İli, İmaret Mahallesinde, İmaretin Camii'nin sağ duvarına bitişik olarak yapılmıştır. Kesme taştan, dört köşe kaide üzerine sekizgen tamburla yükselen, üzeri piramidal kubbe ile örtülü bir türbedir. Zengin stelaktitli portalinde giriş beyaz mermerden basık kemerli olarak yapılmıştır. İki yanında iki sütunçe ile dekore edilmiş, bitkisel ağ motifleri kullanılmıştır. İçinde ortada Karamanoğlu II. İbrahim Bey’in, sağında oğlu Kasım Bey’in, solunda da Alaeddin Bey’in alçıdan sandukaları bulunmaktadır.

6-Kızlar Türbesi: Karaman Merkez, Şehir Mezarlığındadır. Kesme taştan, sekizgen planlı, yuvarlak kubbeli olarak inşa edilmiştir. Dış yüzey beyaz ve kırmızımtrak taşların birbirine zıvanalanması ile dekore edilmiştir. Karamanoğlu II. İbrahim Bey’in oğlu İshak Bey’in kızı için yaptırıldığı sanılmaktadır.

7-Alaeddin Bey Türbesi: Karaman Merkez, Hisar Mahallesindedir. Tamamen kesme taştan, çokgen planlı, içten kubbe, dıştan dilimli külahla örtülü olarak yapılmıştır. Kubbesinin hemen altında dış duvarı bir ayet frizi dolanır. Stelaktitli portali, yanları burma sütunçeli, basık geçme kemerli, girişin üzerinde grift bitkisel ağ ve nesih yazı ile dekore edilmiştir. Türbe 1388 yılında ölen Karamanoğlu Alaeddin Bey için yaptırılmıştır.

8-Karabaş Veli Türbesi: Karaman Merkez, Siyaser Mahallesinde, Karabaş Veli Külliyesi arkasındadır.  Kesme taştan, sekizgen planlı olarak yapılmıştır. Günümüzde üst örtüsü bulunmamaktadır.

9-Karaman Bey Türbesi: Ermenek İlçesine 18 km. uzaklıktaki Balgusan Köyündedir. Türbe, cami, imaret ve medreseden oluşan külliyenin günümüze ulaşan tek yapısıdır. Kesme taştan inşa edilen türbede mezarların bulunduğu bölüm kubbeli, önünde yer alan namazgah bölümü beşik tonoz örtülüdür. Türbe içerisinde Karaman Bey ve yakınlarına ait mezarlar bulunmaktadır.